Reklam
Reklam

Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Reklam
balikesirmeydan

Balıkesir Milli Mücadelesinin Kadın Kahramanı Bigadiçli NAZİFE KADIN..

Reklam
Balıkesir Milli Mücadelesinin Kadın Kahramanı Bigadiçli NAZİFE KADIN..
Balıkesir Milli Mücadelesinin Kadın Kahramanı Bigadiçli NAZİFE KADIN..
-Ellili yaşlarının başında olan Nazife Kadın eşini ve oğlunu cepheye göndermişti. Geriye cesareti, vatanının içinde bulunduğu çıkmazın izlerini taşıyan bembeyaz saçları, şerefle anlatacak anıları ve vatanından önde tutmadığı kocaman bir yüreği kalmıştı. Kocası ve oğlunu milli mücadelede şehit düşmüştü..
O günlerde sadece Nazife Kadının ocağında değil tüm ocaklarda aynı felaketin izleri hüküm sürüyordu. Akhisar-Soma muharebelerinde başarısız olan Türk kuvvetlerinin Balıkesir-Susurluk hattı üzerinden Bursa’ya çekilmesi ile 30 Haziran 1920’de Yunan kuvvetleri Bigadiç’i işgal etmişti. Yunan askerinin Kavakönü Köyü civarında olduğu bilgisi gelmişti.
Köylerde işgal ve baskılar artarken Nazife Kadın, köy içerisinde eri askere gitmiş gelinlerin ve kimsesiz yaşlıların durumlarına bakmak için iki üç günde bir yola koyulurdu. Evden çıkarken kendi sıkıntılarını geride bırakır; yaşlıya, gence derman olmak için dirayetini ortaya koyar ve birer birer kapıları çalardı Bigadiçli Nazife. Bu sırada köylü kadınlar da desteğe ihtiyaç duyulan her yerde ellerinden geleni yapıyorlardı. Yakın köylerin işgalinde mühimmat desteğini sonuna kadar yapmışlardı şimdiyse kendi köyleri işgal altındaydı. Bu sebeple imece için toplanmışlardı. Kimisi ilmek ilmek ördüğü çorapları, fanilaları kimisi asker üşümesin diye battaniyelerini kimisi de evinde işine yaramayacağını düşündüğü araç gereçleri getirmişti. İmece odasında kadınlar tüm erzakları hazırlamıştı. Artık erzaklar hangi noktadan teslim alınacaksa oraya bir an önce taşınmalıydı. Nazife Kadının bütün kadınların üzerinde bir ağırlığı vardı. Herkes onu önderleri, komutanları olarak görüyordu. Onlar da kocaları, evlatları, babaları gibi bir askerdiler artık. İmece odasından çıkarken kucağında yavrusu ile cephane yüklü kağnı süren, yağmur yağınca yavrusunun örtüsünü cephane sandıklarına örten, cepheye oğlunu, kocasını, çarığını, çorabını, rızkını gönderen ve erkeği ile bizzat omuz omuza çarpışan fedakâr ve kahraman kadınlarımızın her biri çakı gibi birer askerdi artık.
Bin bir zorlukla tüm gece keçinin bile zor yürüyeceği yollardan, patikalardan sırtlarında ağır erzak ve bulabildikleri mühimmatları askerlere ulaştırdılar. Bunu birkaç gün üst üste yaptılar. Sonrasında bir haberci, Yunanlıların Türk köylülerinden askere mühimmat ve erzak taşıyanların olduğunu tespit ettiğini söyledi.
Nazife Kadının içi bir türlü rahat etmiyordu, baskın yapılacaktı. Düşündü taşındı ve çok tehlikeli bir karar aldı. Şehirde olan biteni, aldığı malumat ve havadisleri askere bildirmek şart olmuştu. Ancak eli boş gitmek olmazdı komşulardan bulabildiğince erzak toplayıp torbasına doldurdu ve yola koyuldu.
Nazife Kadın, Yunan askerine yakalanmamak için yolunu uzatmış neredeyse köyün öbür ucuna gitmişti. Bir ara durdu ve yanlış yola sapıp sapmadığını kontrol etmek için gökyüzündeki yıldızları incelemeye başladı. Hava ışımaya başlamıştı, yorgunluktan bacakları titriyordu artık. Tam o sırada kendisine doğru gelenleri fark etti. Üç kişiydiler ama eşkâllerini seçemiyordu. Bizim askeri birliğe yakın olduğuma göre bizim askerlerdir bunlar diye düşündü ama yanılıyordu. Gelenler Yunan askeriydi. Askerler tüfeklerini doğrultarak yanına yaklaştı ve elindeki torbayı aldılar. Torbanın içindeki ekmekleri görünce uzun süredir Türk askerine mühimmat taşıyanın bu kadın olduğunu anlayıp büyük bir ganimet bulmuş gibi onu kollarından sürükleyerek komutanlarına götürdüler. Yakaladıkları Nazife Kadını konuşturmak için saatlerce dövdüler, türlü eziyetler ettiler. Konuşturamayacaklarını görünce evine götürdüler. Orada bir iz bir işaret aradılar, ancak hiçbir şey bulamadılar. Tüm mahallenin gözü önünde bedeninin her yerinde süngü ve tekme yaraları ile acı çeken Nazife Kadın konuşmamakta direniyordu.
“Konuş yoksa öldürüleceksin!” ihtarlarının hiç birini duymuyor da aklına Muhittin dedenin “Öl ama kimseye deme Nazife gelin.” sözü geliyordu. Tüm işkencelere, tehditlere rağmen Nazife Kadının ağzından tek kelime alamamışlardı. Yunan komutan iyice sinirlenmiş, kendini askerleri ve köylüler karşısında küçük düşmüş hissetmişti. Hiddetlendi ve fırını işaret etti. Herkes komutanın bu kararı karşısında dehşete kapıldı. Nasıl olur da bir insan evladı bir diğerine böyle zulüm ederdi. Ellerinden hiçbir şey gelmiyordu. Gözlerinin önünde bu kahraman, vatansever kadının canına kıyacaklardı. Hiçbir canilikten çekinmeyen Yunan komutanın askerleri Nazife Kadını diri diri fırına atıp hunharca şehit ettiler. Nihayetinde Türk askeri, Milli Mücadele’ye destek olan kahraman kadınlarımız ve çeteler sayesinde Yunan’ı denize dökerek Nazife Kadın ve nice masum insanımızın intikamını aldılar.(Deniz Demirdağ’dan alıntı)
Yüce Mevlam Nazife Anamıza ve Milli Mücadeleye katılan tüm analarımıza rahmet eylesin.. Ruhları şad olsun…
Celal Sürgeç/ Balıkesir İl Müftüsü
Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ