Reklam
Reklam

Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Reklam
balikesirmeydan

Bizim 28 Şubat!..

admin

admin

Bizim 28 Şubat!..
1972 yılının temmuz ayı sonlarıydı.
Kumcağız sahilinde köylüler, kararlı bir yürüyüş kolu gibi, tek sıra halinde ilerliyordu.
Bir yaşlı teyzenin elindeki sepetten mısır püskülleri sarkıyordu.
Diğerinin ellerinde birer bakraç yoğurt vardı.
Köylüler, Kurtyeri ırmağının ötesindeki yamaçtan inmiş, şimdi sahildeki toprak yolu katediyordu.
“Kutsal kargo”da epeyce taze soğan, fasulye, irilerinden birkaç tane de tavuk vardı.
Sahil yolunun sonunda o güne kadar yanından bile geçmedikleri “askeriye” görünüyordu.
Bir gün önce Kefken askeri kampında inanılmaz şeyler olmuştu.
Muhtarların, sağlık ocağı olmayan yakın köylerden topladığı 41 çocuk için askeri gazinoda sünnet töreni yapılmış, Sıhhiye Başçavuşu Mehmet Şefik, çocukları 45 dakikada sünnet ederek tarihi bir rekora imza atmıştı.
Ağrı-sızı, kanama olmamış,, aynı akşam traktörlerle köylerine dönen çocuklar, davul- zurnayla karşılanmıştı.
Şimdi sırada “helalleşmek” vardı. Türk köylüsü, yapılan iyiliğin altında kalmazdı.
O yıllarda Kandıra sahillerinde doğru dürüst yol yoktu, hizmet yoktu, hastane yoktu, sağlık ocağı yoktu.
Herşeyden önemlisi para da yoktu.
Ama devlet varsa çare de vardı.
Çare varsa şükran da vardı.
Köylülerin şükran borcunu ödemek için getirdiği yiyecekler kampın mutfağında pişirildi ve tabldottan dağıtıldı.
1960’tan beri görülmemiş bir devlet-millet kucaklaşması yaşanıyordu.
Mehmet Şefik Astsubay emekli olduktan bir yıl sonra bir trafik kazasıyla bu dünyadan ayrıldı.
Ardından 25 yıl geçti.
Dört çocuğunu bir emekli maaşıyla büyütüp okutan ve artık torun sahibi olan Yıldız hanım, yıllar sonra ilk kez yeniden Kefken’e geliyordu.
Bir zamanlar eşi aynı zamanda yüzme şampiyonu ve “cankurtaran” olduğu için her yaz iki dönem geldikleri Kefken’in her yerinden başka bir hatıra canlanıyordu.
Deniz aynı deniz, kum aynı kum, orman aynı orman, dalga aynı dalgaydı.
Eksik olan sadece babalarıydı.
Yıldız hanım torununu askeri kampın salıncaklarına bindirip, ona hiç görmediği dedesinin neler yaptığını anlatmak istiyordu.
Askeri kimliklerini göstererek nizamiyeden girerken asker biraz tereddüt etmişti, ama “bir yaşlı, iki genç hanım ve bir kız çocuğundan bir zarar gelmez” diye düşünmüş olmalı ki, Yıldız Hanım’ın baş örtüsünden rahatsız olmamıştı.
İçeri girdiler, kantinden meyve suyu filan aldılar, salıncakların olduğu yere doğru yürüyorlardı ki arkalarından bir ses duyuldu.
“Bunların ne işi var burada?..”
Kamp komutanı, biraz da mayhoş bir dille askere fırça atıyordu.
“Yasak demedik mi oğlum!..
Çocuk henüz bir şeyin farkına varmamış, hepsi de bomboş kendisini bekleyen salıncaklara doğru koşmaya başlamıştı.
Binbaşıyı hiç duymamış gibi yaptılar. Ufaklık önde, onlar arkada salıncaklara doğru yürüdüler.
Komutan, duyulacak bir ses tonuyla askerlere “çıkarın!” diye bağırıyordu ama, “kral çıplak”tan tanıdığımız çocuklar ferman dinlemiyordu!
Gündemi yakından takip eden halası durumu anladı. Askeri zor durumda bırakmak istemiyordu.
Yeğeninin kulağına eğildi, “Hadi başka salıncaklara gidelim, bunlar bozukmuş, bak ses çıkarıyor” dedi.
Binbaşı henüz “talimat”la “mevcut durum” arasında tam bir bağ kuramamıştı.
Yaş sınırı, başörtüsü- türban farkı, zaman-mekân, niyet eylem ilişkisi..
Problem büyüktü!..
Ayrıca kafa da güzeldi.
Asker de durumun farkındaydı; o yüzden emri ağırdan alıyordu.
Böyle saçma bir görev yüzünden misafirlerle polemiğe girmek istemiyordu; ama misafirlere olan olmuştu.
Tek kelime konuşmadan ayrıldılar oradan.
Artık bu telörgülerin ardında Mehmet Başçavuş yaşamıyordu.
İşte Ankara’da hükümet deviren 28 Şubat, bir askeri dinlenme tesisinde böyle yaşanıyordu.
Üstün yetenekleri ve emsalsiz fedakarlığıyla nice askerin canını kurtarmış, nice askerin derdine derman olmuş Sıhhiye Başçavuşu Mehmet Şefik Alnıaçık’ın 60’ına merdiven dayamış eşi, aileden vatansever Cumhuriyet kadını Yıldız hanım, torununu gezdirmek için beş on dakikalığına geldiği askeri kamptan, sırf başı kapalı diye, saygısızca çıkarılıyordu.
28 Şubat kaç yıl sürdü, kaç yıl sürer bilmem.
Ama bizim yaralı yüreğimizde bin yıl süreceğinden kimsenin şüphesi olmamalıydı!.
Şükrü Alnıaçık

28 Şubat 2021

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ